~
Akşam oldu. Bana 'kendinde en nefret ettiğin huyun ne' diye sordu. Açıkçası en nefret ettiğim huyum, içimden geçen iyi yada kötü birseyi karşımdakine kırılabilme ihtimalini düşünmeden pat diye söylemem. Bu bazı durumlarda eğlenceli olsa da, bazı durumlarda gerçekten felakete dönüşebiliyor. Ha bide şey var. Ben normalde kolay sinirlenmem ama sinirlendiğim zaman da gerçekten kırıcı olabiliyorum, bazen kafamda kurduklarıma inanmasam aslında gayet iyi biriyim de işte.. Bende sordum ona 'senin ne peki' diye. Bana o kadar uzun bir yazı attı ki, yemin ederim kelimelere dökemediğim herseyi yazmış orda. O yazının tamamını buraya yazmıcam ama beni en çok etkileyen son cümleleriydi;
"Ayricaa.. ilk defa değil bu tabularımı yıkışım. Mukemmeliyetçilik değil belkide bi çeşit kendi kendime oyalanmak fakat bu şekilde devam etmicegini de biliyorum. Son dakikasına, son olaya, son damlaya, son nefese sonuna kadar devam etmek için herseyini ortaya koyan birisi olarak kendime yakistirmiyorum iste. ."
Bunu yazdıktan sonra bana kitap gibi okunmanın nasıl bir his olduğunu sormuştu. O zamanlar ona sadece güzel bir histi desem de, bazen beynimin içine girip ona söylemek istediklerimi okuyorda bana yazıyor gibi hissediyordum. Garip. Onun hakkında birsey daha öğrenmem gerektiğini söylemişti; zamanı gelince ağzından çıkan bir söz , kulağın olucam demişti. Sustuklarını anlayan olucam diye cevap vermiştim. Ve bugün, Sustuklarının bu kadar canımı yakması tam anlamıyla bir ironi..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder